014- Latin Savaşı

Giriş

I. Samnit Savaşı, iki taraf için de tatmin edici bir sonuç ortaya çıkarmadı. Ancak, Samnitler ele geçirdikleri toprakların bir kısmını elde tutmayı başarmıştı ve bu durum şimdilik yeterliydi. Roma ise müttefiklerine olan taahhüdünü yerine getirerek Campania bölgesini Samnit işgaline karşı savunmuştu. Üstelik, kazanılan muharebeler sayesinde Samnitler karşısında askeri bir üstünlük elde edildi. Bu durumda Romalı liderler, Samnium’un dağlık arazilerinde iyi donanımlı, iradeli ve becerikli bir orduya karşı maceraya girişmeme kararı aldı. Ek olarak, Latium’da ortaya çıkan huzursuzluklar Samnium’da girişilecek bir savaşla birleşerek, Latin topluluklarına Roma’ya karşı bir hamle yapma fırsatı verebilirdi. Böylece, Roma ve Samnitler arasında bir barış yapıldı. Fakat, Latinler bu barışı Roma’nın zayıflığının bir göstergesi olarak algıladı. Roma’nın zayıflığından faydalanarak, kendilerini Romalılar ile eşit statüye getirecek tavizler elde etme düşüncesi Latinler arasında hızla yayıldı. Roma’nın Latin taleplerine verdiği cevaba geçmeden önce, I. Samnit Savaşı ile Latin Savaşı arasında Roma içindeki politik ortama göz atmak yerinde olacaktır.

Latin Savaşı Öncesinde; Latium, Samnium ve Campania Bölgelerinin Durumunu Gösteren Harita
Latin Savaşı Öncesinde; Latium, Samnium ve Campania Bölgelerinin Durumunu Gösteren Harita

MÖ 342 yılında, Campania garnizonlarının isyanından kısa süre sonra, plebler siyasi arenadaki güçlerini pekiştirmek için bir dizi reformun yapılmasını sağladı. Bu reformlar arasında en önemlisi, daha önceki reform sürecinde yasalaşan konsüllerden birisinin pleb olabileceği maddesinin, konsüllerden birisinin pleb olmak zorunda olduğu maddesiyle değiştirilmesidir. Buna ek olarak, bir kişinin aynı görevi tekrar üstlenebilmesi için 10 yıllık bir süre geçmesi gerektiği de yasalaştırılmıştır. Bu kararın alınmasının nedeni, tahmin edebileceğiniz gibi, bir kişinin çok fazla güce sahip olmasını engellemekti. Ancak, bu yasa uygulamada çeşitli sorunlara neden olmuştur. Özellikle II. Pön Savaşı sırasında, liderliğin sürekli değişmesi savaşı neredeyse sürdürülemez hale getirmiştir. Dolayısıyla 10 yıl şartı, duruma göre ya uygulanmış ya da görmezden gelinmiştir. Buna rağmen, uygulama halk arasında geleneksel bir öncelik oluşturmuş ve MÖ 104 ile 100 arasında Gaius Marius’un beş kez art arda konsül seçilmesi devletin sosyal dokusunun çözülmesine neden olacak kadar tehlikeli bir skandal ortaya çıkarmıştır. Bu skandalın detaylarını gelecek yazılarımıza bırakıyoruz.

Latin Talepleri

Roma ve Samnitler arasında barış yapıldığında, Campanialılar ve Latinler, Samnitler ile savaşın sürmesini istemişti. Bunun üzerine Samnitler, Roma’dan Campania ve Latin agresyonuna engel olmasını talep etti. Roma, Campania’nın Samnium’a saldırmasını engellemeyi kabul ederken, Latinler’in kime saldırıp saldırmayacağını denetleme yetkisi olmadığı gerekçesini ortaya attı. Politikanın sıfır toplamlı bir oyun olduğu inancıyla hareket eden Latinler, Roma’nın kendilerine emir verme gücünden yoksun olduğunu ve sözde efendilerine karşı harekete geçebileceklerini düşünmeye başladılar. Politik bir düzenleme talep etmek amacıyla Latin Konfederasyonu, Lucius Annius liderliğinde bir grup elçiyi Roma’ya gönderdi. Bu noktada Latinler, genellikle ticaret ve evlilik hakları olmak üzere değişen derecelerde Roma vatandaşlık haklarından yararlanmaktaydı. Ancak, seçme ve seçilme hakkından (full suffrage) yoksundular. Roma’ya gönderilen Latin delegasyonu, sadece seçme ve seçilme hakkı talep etmekle kalmamış, cüretkâr bir şekilde konsüllerden birisinin Latin kökenli olmasını da talep etmişti. Talepler karşısında önce şok olan senatörler, daha sonra delegasyonu kahkahalar eşliğinde Senato’dan çıkardılar. Latinler’in talepleri, ender görülen bir patrici-pleb koalisyonunun doğmasına neden olmuştur. İlk olarak, hiçbir Romalı kendilerinden aşağı gördükleri bir Latin’in yönetimi altında bulunmak istemezdi. Buna ek olarak, plebler yeni elde ettikleri konsüllük koltuğunu Latinler ile paylaşmak istemezken; patriciler diğer koltuğu da Latinlere kaptırmak istemiyordu. Senato, Regillus Gölü Savaşı‘nda (I. Latin Savaşı) Roma’nın Latinler karşısında elde ettiği üstünlüğe atıfta bulunarak, Latinler’in Roma’nın tebaası olduğunu ve politik düzenin değişmeden kalacağını Latin delegasyonuna bildirdi. Daha sonra, Latinler’den gelebilecek olası bir misillemenin büyümeden kontrol altına alınması için savaş kararı alındı.

Latin Savaşı ‘nın Roma’ya Etkileri

II. Latin Savaşı MÖ 340 yılında başladı. Dönemin konsülleri Titus Manlius Torquatus ve I. Samnit Savaşı’nın kahramanlarından Publius Decius Mus idi. Başlangıçta savaşın sonucunu kestirmek zordu. Romalılar, kendilerine bu kadar denk bir düşmanla savaşmayalı yıllar olmuştu. Roma ve Latin kuvvetleri büyüklük olarak neredeyse eşitti ve ordular aynı taktikleri kullanıyordu. Askerler aynı dili konuşuyor, aynı tanrılara inanıyor ve çoğu durumda birbirlerini kişisel olarak tanıyorlardı. Bu durum, iki taraf için de bir aynayla yüzleşmek gibiydi. Bu savaşta sürprizler ya da yenilikçi taktikler olmayacak; başa baş bir mücadelede en güçlü ya da en şanslı olan zaferi elde edecekti. Zaferi elde edenin de kaybeden kadar ağır kayıplarla yüzleşeceği yadsınamaz bir gerçekti.

Latin Savaşı, Romalılar için iki önemli mitin doğuşuna neden oldu. Birincisi, bir çıkmazla sonuçlanması beklenen savaşta nasıl galip geldikleri ile ilgiliydi. Roma ordusunun Latin ormanları yakınlarında ilk kamplarını kurdukları gece, konsüller Manlius ve Decius uykularında aynı rüyayı görmüştü. Rüya, yaklaşan savaşta galip gelecek tarafın komutanını feda edeceği ve kaybeden tarafın tüm ordusunun yok olacağı ile ilgili bir görüydü. Sabah olduğunda görüşen iki konsül, aynı rüyayı gördüklerini anlayarak bir anlaşma yaptı. Anlaşmaya göre, her biri ordunun bir kanadına komuta edecek ve hangi kanat önce düşerse o konsül düşmana saldırarak, tanrıların Roma’ya bir zafer bahşetmesi için kendini feda edecekti.

Decius Mus Rüyasını Anlatıyor - Jacob Matthias Schmutzer
Decius Mus Rüyasını Anlatıyor – Jacob Matthias Schmutzer

İkincisi, konsüler otoriteye itaat etmenin her şeyden önemli ve Roma’nın düşmanlarını yenmesi için gerekli kritik disiplini sürdürmenin tek yolu olduğu fikrini pekiştiren bir olaydı. Manlius, savaşın kendi seçtiği yer ve zamanda başlamasını istiyordu ve pervasızca bir hareketin hazırlıklı olmadığı bir savaşı tetiklemesinden çekiniyordu. Bu doğrultuda, askerlerine kendisi onay verene dek Latinler ile herhangi bir çatışmaya girmemeleri için emir verdi. Ancak Manlius’un oğlu Titus, devriye gezen bir süvari müfrezesine liderlik ederken babasının emrine karşı gelecekti. Bir grup Latin ile karşılaştıklarında, Latinler’den biri Titus’a teke tek dövüşte meydan okudu. Titus, başta kendisine verilen emirleri hatırlayarak oralı olmadıysa da Latinler’in kendisiyle alay etmesine dayanamayarak meydan okumayı kabul etti. Rakibini öldüren ve ondan aldığı ganimetlerle kampa dönen Titus kampta tezahüratlarla karşılandı. Kamptaki kutlama havası Manlius oğlunun tutuklanmasını emrettiğinde son buldu. Manlius, yapmak üzere olduğu şeyi savunduğu kısa bir konuşma yaptı. Ailesinin vermek üzere olduğu ceza ile parçalanacağını, ancak bunun konsüler otoriteye itaatsizliğin cezasız kalmasıyla devletin parçalanmasından çok daha iyi olduğunu söyledi. Daha sonra, merhametsizce ve kendi adamlarını da dehşet içinde bırakarak oğlu Titus’un kırbaçlanmasını ve kafası kesilerek idam edilmesini emretti. Titus bir kahraman gibi defnedildi. O andan itibaren, ordu, komutanından nefret ediyordu fakat eskisinden daha disiplinli ve profesyonel bir orduya sahip olan Manlius için bu nefret önemli değildi.

Manlius'un Oğlu Titus ile Latin Askerinin Düellosu
Manlius’un Oğlu Titus ile Latin Askerinin Düellosu

Bu efsaneler Romalılar için önemli olmakla birlikte, Romalılara özgü oldukları söylenemez. Antik Yunan tarihine aşina olanlar, Leonidas’ın Sparta’nın bir kral kaybedeceği ya da Persler’in kölesi olacağı hakkındaki görüsünü hemen hatırlayacaklardır. Manlius ve Decius’un aralarında yaptığı anlaşma ile Leonidas’ın Thermopylae’de kendini feda etmesi arasında bir benzerlik kurulabilir. Aynı şekilde, Manlius’un kendi oğlunu idam ettirmesi de Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Brutus’ün devletin bekası için hain oğullarını idam ettirmesini akıllara getirmektedir. Büyük ihtimalle, bu efsaneler devlete bağlılığın azaldığı ve yeniden canlandırılması gereken dönemlerde ortaya çıkmıştır. Sonraki Romalılar için geçmiş, tıpkı bugün ya da tarihin herhangi bir döneminde olduğu gibi, gerçeklerden bağımsız olarak asilliğin, erdemlerin ve özverinin olduğu bir dünya olarak gözükmüştür.

Manlius'un Oğlu Titus'u İdam Ettirmesi - Ferdinand Bol, 1661
Manlius’un Oğlu Titus’u İdam Ettirmesi – Ferdinand Bol, 1661

Latin Savaşı ‘nın Gidişatı ve Sonuçları

Efsaneler bir yana, Vezüv Dağı’nın (Mount Vesuvius) eteklerinde bir savaş yaşandı. Latinler ile Romalılar’ın karşı karşıya geldiği savaşta, Roma ordusunun sol kanadına Decius, sağ kanadına ise Manlius liderlik ediyordu. Bir süre dengeli ve şiddetli giden savaşta, Romalılar çok geçmeden Latin üstünlüğünü hissetmeye başladı. Roma ordusunun sol kanadı bocalıyordu. Decius, Manlius ile yaptığı anlaşmayı uygulamaya karar verdi ve kendisine eşlik eden rahiplere gerekli hazırlıkların yapılmasını emretti. Mor renkli togasını giyerek bir dini ritüel gerçekleştirdi ve tanrılardan kendisini feda etmesi karşılığında ordusunun zafere ulaşmasını istedi. Ritüelin ardından, tam teçhizatlı bir şekilde ve amansızca Latin hatlarına doğru taarruza geçti. Decius’un neredeyse doğaüstü bir kuvvet ve hiddetle gerçekleştirdiği taarruz Latinler’in dehşete kapılmasına neden oldu. Decius, bir mızrak yağmurunun altında ölmeden önce çok sayıda Latin askerini katletti. Latinler, hem Decius’un taarruzu hem de yorgunluk nedeniyle momentumlarını kaybetmişti. Manlius, mevkidaşının düştüğünü gördüğünde zaferin avuçlarında olduğunu anladı. Latinler iyice yıprandığında, geride tuttuğu veteran askerlerden oluşan rezervlerini savaşa sürdü ve bu taze kuvvetler Latin hatlarını yarmayı başardı. Bu zafere rağmen, Roma’ya döndüklerinde Manlius’un yaşlı adamlar tarafından takdirle karşılandığı fakat sevilen bir genç soylu olan Titus’u idam ettiği için ondan nefret eden gençler tarafından dışlandığı söylenir.

Decius Mus'un Ölümü - Peter Paul Rubens, 1618
Decius Mus’un Ölümü – Peter Paul Rubens, 1618

Latin Savaşı, Decius’un fedakarlığı ve Manlius’un taktikleri sayesinde Roma tarafından kazanıldı. Sonraki bir buçuk yıllık süreçte, Romalılar Latin şehirlerini birer birer kuşatma yolunu seçti. Böylece Latin şehirleri izole edilmiş, birbirlerine yardım etmeleri önlenmişti. Kuşatmalar sırasında, Samnitler Roma’ya yardımcı birlikler sağlamış ve iki düşman kısa süreliğine de olsa güçlerini birleştirmiştir. Bunun nedeni olarak, Roma ve Samnit arasında İtalya’nın mutlak hakimiyeti için yapılacak mücadele başlamadan önce yükselen Latin tehdidini ortadan kaldırma gerekliliği gösterilebilir. Roma ve Samnit’in birleşik gücü karşısında kimi Latin şehirleri hemen teslim olmayı tercih ederken kimisi de acı sona kadar savaşmayı tercih etti. Sonunda ise Roma, Latium’un mutlak hakimiydi. Latin Konfederasyonu dağıldı ve bağımsız bir Latin kimliği sonsuza dek ortadan kalktı. Ardından, Senato her Latin kabilesinin kaderini tek tek belirlemek üzere toplandı. İsyana hiç katılmayan ya da hemen teslim olan kabileler tam Roma vatandaşlığı ile ödüllendirildi. Roma’ya karşı bir süre direnenler, evlilik ve ticaret haklarını korurken oy hakkından muaf tutuldu. İsyana önderlik edenlerin ve sonuna kadar savaşanların ise varlıklarına el koyuldu ve toprakları Romalılar tarafından kolonileştirildi. Latin kabilelerine yapılan bu muamele, Roma devlet geleneğinin klasik bir örneğini oluşturur. Roma tarihi boyunca iş birliğine yatkın ve Roma üstünlüğüne direniş göstermeyen halklara vatandaşlık hakları ve çeşitli ayrıcalıklar sağlanırken; düşmanlık sergileyen ve direniş gösteren halklar haritadan silinmiştir. Pek çok kabile ilk seçeneği tercih ederek, İmparatorluk şemsiyesi altında ve güven içinde vatandaşlık haklarının keyfini sürmüştür. Etnik olarak çok çeşitli bir yapıya sahip olan Roma İmparatorluğu’nun uzun ömürlü olmasının belki de en önemli nedeni bu cömertliktir.

Sonuç

Latin tehdidinin ortadan kalkmasıyla, Roma tarihinin en önemli savaşlarından birisi için sahne hazırdı. İkinci (Büyük) Samnit Savaşı, tarihi önem olarak Roma’nın Kartaca’yı yendiği II. Pön Savaşı ile ya da Yunanistan’ı hakimiyet altına aldığı Makedon Savaşları ile kıyaslanabilir. Bu savaş ile birlikte, Romalılar ilk kez bilinçli bir genişleme hamlesi yaparak geniş bir imparatorluğun hayalini kurmaya başlamışlardı. On yıllara yayılan savaşta, kimi zaman her şeyi kaybetme tehlikesi yaşasa da savaşın sonunda Roma tüm İtalya’nın hakimiydi. İkinci Samnit Savaşı’na geçmeden önce; Roma lejyonlarının yapısına, nasıl savaştıklarına ve komuta edildiklerine değinmek yerinde olacaktır. Samnit Savaşları, Roma ordusu için bir değişim, yenilenme ve gelişme dönemini işaret eder. Bu dönemde ortaya çıkan taktik, strateji ve formasyonlar gelecek 200 yıl boyunca, Marius Reformları’na dek, sabit kalacaktır. Bu süreçte Romalılar, Pön Savaşları’ndan galip çıkmış ve Yunanlar karşısında kesin zafer kazanmıştır. 

Ek

Gelecek bölümde; Yunan falanj sistemine ve falanjın Roma tarafından nasıl kullanıldığına değineceğiz.

Yazılarımızı beğenmeyi, paylaşmayı ve yorum yapmayı unutmayın.

Bloğumuzla ilgili güncel gelişmelerden haberdar olmak için sosyal medya hesaplarımızı takip edebilir ve e-posta bültenimize abone olabilirsiniz.


Blog Hakkında

Antikite, antik uygarlıklar hakkında yazı, makale ve derlemelerin bulunduğu bir blogdur. Sosyal medya hesaplarımızı takip etmeyi unutmayın:

©2023, Antikite Blog. Tüm Hakları Saklıdır.

Yazılarımızı kaçırmayın!

İstenmeyen posta göndermiyoruz!

%d